Okul Hapishaneleri Kaldırılsın

Eğitim hayatı anlamlandırma sanatıdır. İnsan eğitilebildiği oranda hayattı çözümleyebilir. Bu manada okullarda dört duvar arasına hapsedilmekten kurtarılmalıdır. Duvarların kaldırıldığı eğitim sisteminde eğitimcilerinde adanmış olması esastır.

Bu gün Türkiye’nin önünde en büyük sorun eğitim olarak duruyor. En güçlü iktidarlar bile bu sorunu çözemiyor. Sorunun temel kaynağı gerek ailenin gerekse hükümet politikalarının eğitimden çok öğretimi önceliyor olmasıdır.

Bireyler eğitim ve öğretimi para kazanmanın, bir meslek sahibi olmanın aracı olarak algılarken siyasal iktidarlar arka bahçe olarak gördükleri okullarda kendi siyasal düşüncelerine göre adam devşirmenin derdine düşüyorlar. Bir nevi anlayışla okullarda değil  ideoloji seracılığı yapıyorlar.

Öncelikle bireylerdeki ve iktidarlardaki bu mantaliteyi yıkmak gerekiyor. Öğretimi eğitimin bir alt kademesi olarak görmeli ve eğitimi iyi birey için amaç edinmeliyiz.

Her öğrenciyi ayrı bir maden olarak ele alarak kendi cevherine göre işlemek gerekiyor. Nasıl ki kömürle, elması, altınla, demiri aynı ocakta işlemek fizik kurallarına aykırı ise birbirinden farklı karakter ve yetenekteki çocukları da aynı eğitim sistemi ile eğitemeyiz. Her hastaya aynı ilacı vermek kimine şifa kimine ölüm demektir. Her çocuğu ayrı bir maden olarak ele almalı ihtiyaçlarına göre eğitmeliyiz.

Eğitimi öğretimin kıskacından kurtarmalıyız. Bütün öğrenciler çok önem verilmesine ve matematik, fizik, kimya dersleri görmelerine rağmen pratik hayatta bunu kullanamamaktadırlar. Oysa seçmeli olarak aldıkları ders notunun 100 olduğu trafik dersleri hayatta en çok kendilerine lazım olan derstir. Ancak üniversite sınavında çıkmadığı için öğrenci, öğretmen, veli tarafından önemsenmez

Dünya tarihinde suyun kaldırma kuvvetini bilmedikleri için insanlar ölmez ama ülkemizde her gün onlarca insan trafik kazasında hayatını kaybeder. Öğrenci okulda ilk yardım dersi alır ama kaza anında sadece seyreder. Küçük bir müdahale ile yakınlarını kurtarabilecekken onların ölümünü seyreder. Bazen de yanlış müdahale ile sakatlanmalarına ve ölümlerine sebep olur.

Bu iki örnek bize okullarımızda öğretimin yarım eğitimin sıfır olduğunu gösteriyor. Bu kısır döngüden kurtulmak için okulların  “yaşayarak öğrenme merkezleri” haline getirilmesi gerekir. Yada eğitim okul sınırlarının dışına çıkartılarak ekonomi çarşıda, sosyal sorumluluk mahallede, sanat atölyede, bilim laboratuvarda öğretilmesi gerekmektedir.

İyi bir eğitimin gerçekleşmesi ne akıllı tahtadan ne dahi tabletten geçer. İyi eğitim içinde en büyük etkenlerden birisi iyi bir eğitimciden geçmektedir. Eğitimci donanımı yanında altın sarrafı gibi işinde titiz, sanatında mahir, mesleğinde adanmış olmalıdır.

Bugünkü şartlar buna el vermese de bilinçli anne-babalar kendi çocuklarını okul hapishanelerinde kurtarıp çocuklarının ilgi ve yeteneklerine göre eğitilmelerini sağlamalıdır.  Sosyal, sanatsal, spor alanında çocuklarını imkânları ölçüsünde yetiştirmelidir. Bu gün dünya çapında parmakla gösterebileceğimiz değerler azıdır. Var olanlarda aile ve kendi çabaları ile okul dışında iyi eğitim alabilmiş olanlardır.

Eğer çocuklarımızın mutlu bireyler olmasını istiyorsak onları eğitmenin yolunu bulmalıyız. Okul sıralarında örgün eğitimde üniversite kazanmayı amaç edinmiş her çocuk Türkiye adına kaybedilmiş bir değer olarak tarih sayfalarına kaydedilecektir. Zaman kafaları değiştirme zamanıdır. Okulları hapishane olmaktan kurtarmalıyız. Bunu yapamıyorsak okul hapishanelerinden çocuklarımızı kurtarmlıyız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Leave a Reply