Yunanistan’da Bir Osmanlı KAVALA

Kavala, denize konumu ile Marmaris, altından yol geçen su kemerleri ile İstanbul’a benzeyen bir Osmanlı şehri olarak Yunanistan da karşımıza çıkıyor.
Kavala, etekleri Ege denizinin sularına salınmış yeşil başlı bir gelin gibi sabahın ilk ışıklarında bizi karşılıyor. Durgun bir deniz, heybetini kaybetmeyen kale, öteden günümüze hatıralar taşıyan su kemerleri ilk gözümüze çarpanlar oluyor.
Su kemerlerinin altından geçiyoruz. Günün ilk ışıkları su kemerlerinin arasından sızarak kaldırımlara düşüyor. Güvercinler güneş ışıklarının raksına eşlik ediyor. Limanın kenarında Park edip ediyoruz. Limandaki tekneler dalgaların ritmi ile gelenleri selamlıyor.
Kale ve İmarethane bir yarım ada şeklinde denize uzanıyor. Yarım ada ile ana kara arasında su kemerleri gerdan gibi duruyor. Sanki kaleyi deniz alıp götürecek de su kemerleri onu tutuyor gibi bir izlenim veriyor.
Şehir Taşoz’dan göçen göçmenler tarafından MÖ 6. yüzyılda Neapolis; (“Yeni Şehir”) adıyla kurulmuş. Osmanlı Devleti döneminde Balkanlar ‘ın en önemli merkezlerinden birisi olarak varlığını devam ettirmiş. (1387-1912) Osmanlı paşalarından Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın doğum yer olarak bilinmektedir. Kavala ismi de ona izafeten verilmiş.
Su kemerleri 16. yüzyılın ortasında Kanuni Sultan Süleyman’ın Sadrazamlarından
Pargalı İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış.Su kemerleri ile beraber şehir kalkınmış. Elli iki metre yüksekliğinde altmış kemer bulunuyor.


style="display:block"
data-ad-client="ca-pub-8161168489897369"
data-ad-slot="5885259388"
data-ad-format="auto">


Panagia tepesinde Bizanslılardan kalan kale Osmanlı döneminde genişletilmiş. Günümüzde Kale surları ve kale büyük çoğunluğu ile hala ayakta duruyor. Kaleden Kavala, Ege denizi ve Kavala limanını seyretmek insana huzur veriyor.
Şehrin tarihi dokusu nerede ise Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın yaptırdığı eserlerden oluşuyor. Yunanlıların Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya sahip çıkmaları şehre yaptığı hizmetler ile birlikte Osmanlıya karşı kafa tutmasından da ileri geliyor.
Bu sebeple ondan kalan ev müze olarak kullanılıyor. Şehrin ortasında bulunan Pargalı İbrahim Paşa camii ve külliyesi (1530) restorasyon geçirerek aslından uzaklaştırılmış.Kilise olarak kullanılan camiinin minaresi saat ve çan kulesine dönüştürülmüş. Aziz Nikolas Kilisesi olarak hizmet veren Cami önüne 2004 yılında Aziz Paul elinde kutsal kitapla Kavala’ya gelişini simgeleyen eğreti duran bir ikon yapılmış.
Kavala’da bugün otel olarak kullanılan İmaret hane dikkat çekiyor. Falezlerin üzerinde Kalenin eteğindeki imarethanenin denize bakan tarafındaki duvarlar yüksek kaya ile bütünleşmiş sanki bir dış sur gibi heybetli duruyor. Burası, medrese, ibadethane, aşevi olarak yıllarca hizmet vermiş.1923 yılına kadar eğitim hizmetlerine devam etmiş. 1967 yılında faaliyetlerine son verilmiş.
Osmanlı eseri olan bu imarethane mahkemelik kolmuş. Mahkeme Mısır’daki vârislerine iadeye karar vermiş. Yunanlı bir işadamı da onlardan kiralayıp restore etmiş.Ege denizi manzaralı otel olarak hizmet veriyor.


Şehrin kale çevresi bir Osmanlı şehri görünümünde dar sokaklar, Arnavut taşı yolar bize yabancılık çektirmiyor.
Kavala tütün işletmeciliğinin en büyük merkezlerinden birisi olmuş. Şehirde türün müzesi bile bulunuyor.
Yunanlılarla asırlarca evli kalmış sonrada boşanmış aileler gibiyiz. Acılarımız ve mutluluklarımız beraber yaşanmış. Balkan savaşlarından sonra yollarımız ayrılmış. Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan mübadele anlaşmasına göre Anadolu’dan Kavala’ya, Kavala’dan Anadolu’ya göç olmuş.
Kavala ile kaderimiz 1974 yılında Kıbrıs savaşında tekrar kesişmiş. Kavala Kıbrıs savaşına çok sayıda asker göndermiş. Bunların çoğu geri dönmemiş. Bazı evlerin üzerinde bir çift göz bulunuyor. Bu gözler Kıbrıs savaşına gidenlerin dönmesini bekleyen hasret gözleri olarak binalara nakşedilmiş. Gözlerden biri kan akıyor. Kavalalıların hayatında Kıbrıs hüzünlü bir coğrafya. Bu sebeple Kıbrıs haritaları şehirde Güney Kıbrıs’ı beyaz, Kuzey Kıbrıs’ı (KKTC) kırmızı yani kanlı gösterir.
Turizm şehri olan Kavala’nın nüfusu doksan bin civarında. Şehirde Türkler yok denecek kadar az ancak Anadolu’dan gelen Rumlar hala Türkçe konuşuyorlar.
Kalenin etekleri sarp falezlerden oluşuyor. Liman caddesinde yol üzerinde kafeler, lokantalar küçük dükkanlar misafirlerini ağırlıyor. Limandaki teknelerin salınışını seyrederek bu mekanlarda Kavala’nın lezzetlerini tadabiliyorsunuz.
Kavala demişken kurabiyesinden bahsetmeden geçmek olmaz. Zaten Kavala, Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve Kavala kurabiyesi ile anılıyor.
Yunanlıların en iyi yaptıkları işin paketleme olduğunu Kavala kurabiyelerini alırken öğreniyoruz. Üzerinde bol pudrası bulunan çok lezzetli kurabiyeler bir o kadar özenle hazırlanmış kutulara konularak satılıyor.
Ağzımızda kavala kurabiyesinin nefis tadı, gözümüz bir deniz mavi bir çam yeşile yol manzarasının eşliğinde bu küçük Yunan şehrini geride bırakıyoruz.

 

 

Tags: , , , ,

Leave a Reply