Birecik Kelaynaklar Diyarı

Fırat’ın kıyısında geniş zamanlara serpiştirilmiş dar mekânlar. Ve dar mekânlarda geniş yürekli insanlar. İçinden tarih geçen evlerin sıkıştırdığı sokaklar. Kelaynakların bereket getirdiği topraklar. Suyun ötesine deki Şanlıurfa’nın ilçesi Birecik’e düştü yolumuz.

Güney Doğu Anadolu’yu batı bölgelerinden ayıran Fırat’ın güney yakasına düşer Birecik. Yolunu güneye düşürenlerin geçmek zorunda oldukları köprü Birecik köprüsüdür. Köprünün bir ucunda Birecik, diğer ucunda biz varız. Fırat’ın kenarında beyaz kalkerli tepeler üzerine dizilmiş Birecik evleri. Kalkerli tepenin en yüksek yerinde ise Fırat’a sırtını yaslamış Birecik Kalesi.

Kale şehirle sembol ve isim olarak bütünleşmiş. Araplar bu kaleden ötürü yöreye Bireh, Osmanlılar da Küçük Kale anlamına gelen Birecik sözcüğünü kullanmışlardır. Bugün Osmanlıdaki ismi ile devam etmektedir.

Köprünün üzerinden Fırat’ın akışını izleyerek yürüyoruz karşıya. Bazen hayat vermiş bazen hayat almış türkülerin dili ile zalim Fırat eski ihtişamı olmasa da heybetinden ve vakurundan bir şey kaybetmeden akıp gidiyor gönülden gönüle.

1950’li yıllara kadar güneyi batı bölgesine bağlayan köprü olmadığı için geçişler sallarla, teknelerle sağlanırmış. Teknelerin yapılması için Fırat kıyılarında tersanelerde kurulmuş. Teknelere halat yapmak için kendircilik ve kendirci insanlarda bu bölgede yıllarca varlıklarını sürdürmüşler.

Demokrasi şehidi Adnan Menderes ile beraber ülkeye gelen refah bu bölgeye de gelmiş. Türkiye’nin en uzun köprülerinden birisi buraya yapılmış. Köprü ile beraber Birecik canlanmış. Ancak tekneler, kendirciler birere birer kaybolup yitmişler zamanın sayfaları arasında.

Geçmiş zamanın yansımasının düştüğü Fırat suyunu, Birecik’i kaleyi, ulu camiyi izleyerek suyun öte yüzüne geçtik.

Bizi ilk karşılayan şey Birecik’in sembolü kelaynak kuşlarının heykeli oldu.

Zamanın ötesine inildiğinden Birecik ilkçağlardan itibaren konumu itibari ile çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış. Yörede Asur, Hitit, Roma, Arap, Artukoğulları, Haçlı Kontluğu ve Osmanlıların hâkim olduğu kaynaklarda görülmektedir.

Uzaktan küçük bir alan gibi görülse de içine girildiğinde büyük bir şehir olduğunu fark ediyoruz. Birbirine yaslanmış daracık ve yoksul evlerin kapılarında Anadolu insanı sizi güler yüzleri ile çay içmeye davet ediyor.

Şehrin tarihine dalıp gitmeden önce şehir meydanına da dikilen anıtın altında yazdığı gibi gerçekten Birecik halkı misafirperverlik özelliğini her hanesinde gösteren şehirdir. Yerel yönetimleri de bu misafirperverliği en iyi temsil etmekte.

Şehrin dar ve yokuş ara sokaklarında geçmişin ipuçlarını ararken önümüze çıkan Zabıta amiri, önce bize şahsi arabasının bagajında sürekli taşıdığı belli olunan şehir tanıtıcı dokümanlardan sundu. Ricamız üzerinde önümüze düşüp şehrin dolambaçlı yollarında bize şehri gezdirdi.

Anadolu’da nereye gitsek mutlaka sıcak bir selamdan sonra yüreğini size açan insanlar görmeniz mümkün.

Şehir eskiden surlarla çevriliymiş. Şehre birkaç kapıdan girilirmiş. Bugün ayakta kalabilen Urfa kapı ve Meçan kapı olmuş. Meydan Kapısı ve Bağlar Kapısı’ndan ise günümüze bir kalıntı ulaşmamıştır. Meçan kapı ise diğer kapılardan farklı bir özelik gösteriyor. Şehre eskiden girmek paralı iken Meçan kapıdan parası olmayanlar girermiş. Kapılar akşam saatlerinde kapanır şehir güvenliği tam olarak sağlanırmış.

Şehrin merkezinden belediye tarafından meçan kapının bir benzeri yapılarak şadırvana dönüştürülmüş. Şehirde eski ve yeni evler birbirine karışmış. Eski evler taştan yeni evler ise briketten. Dünden önde olduğumuzu söylesek de yapı ve yaşam standartları ile geçmişin gerisinde kaldığımız görülüyor.

Şehrin dar ve yokuş sokaklarında gözümüze en çok çarpan şeyi yazmadan geçmeyeceğim. Nerede ise her köşede bir halka tatlıcısı var. Biraz, un biraz şeker birazda yağ ateşle tava bulununca bir dükkân açmak kolay. Hem de ucuz olduğu için alması kolay. Halka tatlıcıları şehrin fakirliğini de bize bir nebze sunuyor.

Urfa kapısının bitişiğinde bulunan tarihi Kule mescidi onarılarak taziye evine dönüştürülmüş. Memluk sultanı Kayıtbay tarafından 1482 yılında yapılan mescit şimdilerde taziye evi olarak kullanılıyor.
Fırat’ın öte yüzüne geçildiğinde taziye ve taziye evleri büyük önem taşıyor. Ölüm dirilerden daha önem kazanıyor. Diri iken değer verilmeyen insanlar bile ölünce değer kazanıyor. Bu sebeple taziye evlerine ve taziye çadırlarına her şehirde her mahallede rastlamak mümkündür. Ancak Birecik biraz daha farklı evleri dar olan insanların taziyesini daha rahat yapmaları için yerel yönetimler tarafından taziye evleri her mahallede bulunuyor.

Şehrin sokaklarında düne ve bugüne ait izlerin sürdükten sonra şehrin biraz dışındaki kelaynakların yolunu düştük. Fırat’ın kıyısında ilerledikçe insan kendisini İstanbul Üsküdar sahillerinde hissediyor. Irmak boyunca yapılan parklar Geçmiş zamanı Fırat’ın melodileri ile izleme imkânını sunuyor. Arada üzerinizden yükselen kelaynak kuşları da bu uzak zaman şarkısına eşlik ediyor.

Bereketin sembolü olan kelaynakları yetiştirme ve koruma istasyonuna gidiyoruz. Dünyada nesilleri tükenen kelaynaklar burada koruma altına almış. Kelaynakların burayı tercih etmelerinde ise kayalarda bulunan kalkerli kayalıkların büyük önemi var.
Kelaynaklar şehir ile özdeşmiş bu sebeple mayıs ayında kelaynak ve çevre festivali düzenleniyor.

Şehrin hemen her yanından dikkat çeken Birecik kalesi yüksek bir kaya kütlesi üzerine kurulmuş olup, Fırat Nehri ve Birecik Ovası’na hâkim bir konumdadır. Kalenin yapım tarihini belirten bir kitabeye rastlanmamıştır. Surların Memluk sultanlarından Kayıtbay tarafından yaptırılmış, bunu belirten kitabeler de sur duvarlarına yerleştirilmiştir. Bu kalede ayakta kalan küçük bir bölüm bulunmaktadır.

Kale her gece sessizliğinde derdini Fırat’a anlatıyor. Ancak Fırat’ın bu derdi uzaklara taşıma şansı kalmıyor. Biraz ilerisinde Birecik barajında önü kesiliyor.

Kalenin eteklerinde ulu cami ise ötelerin habercisi olarak hala kendisine çağırıyor insanları. Tekke camii ona biraz öteden eşlik ediyor.

Şehrin yorgunluğunu akşamın gizemini geride bırakıp karanlığın sardığı şehri arkada bırakmadan önce, Fırat’ın diğer yüzüne tekrar geçip Birecik’i bize sunan zamanı seyre dalıyoruz bir süre çayımızı yudumlarken.

Suyun ötesinde kalan eski zamanları, umutlarımızı, yarına ait düşlerimizi gecenin gizeminde kimselere söylemeden Fırat’ın suyuna bırakıyoruz. Kim bilir ötelerde bedel ödenmeden geçilen bir Meçan kapısı da biz bulabiliriz…

ÖNE ÇIKANLAR

Birecik Kalesi: Kentteki tek önemli tarihsel yapıdır. Asurlar zamanında yapılmış, çeşitli dönemlerde onarımdan geçmiştir. Büyük kesme taşlardan yapılmış, yüksekliği 30-40 m’yi bulunan duvarları üstünde 12 burç bulunmaktadır.

Kelaynaklar: Soyu tükenmeye yüz tutan Kelaynak Kuşlarının dünyada, doğal olarak yaşadığı belli başlı birkaç yerden Birecik’tir. Kışı Etiyopya ve Madagaskar’da geçirdikten sonra şubat ortalarından başlayarak Birecik’e gelen Kelaynaklar, kentin içinde, konutlarla çevrelenmiş kayaların üzerinde yaşıyordu. Soyları tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalan Kelaynaklar koruma altına alınmıştır.

EN GÜZEL TAT TARİFİ

Hac Köftesi

Malzemeler: Kişi başı 1 çay bardağı simit (İnce bulgur) – 1 baş kuru soğan, domates salçası, biber salçası, tuz, karabiber, kırmızı toz biber, 4-5 adet domates – tereyağı

Yapılışı: Domatesler rendelenir. Simit rendelenmiş domatesler, ince kıyılmış kuru soğan, salça ve baharatlar ile yoğrulur. Gerekirse az miktarda su kullanılır. İyice özleştikten sonra tereyağı çiğ olarak köfteye yedirilir. Avuç içinde topaklanarak servise sunulur.

GÖR: Kelaynak kuşları, Kale, Meccan Kapısı, Urfa kapı, Taziye evleri, Paşa Hamamı, Mahmutpaşa camii

YAP: Fırat’ta fotoğraf çek, Fırat kenarında bir çay iç. Yaya şehir içi turuna çık.

TAT: Patlıcan Kebabı, Haşhaşlı Kebap, Şıllık tatlısı, Künefe, Ades, Çarpana, Çiğköfte, Mumbar, Unut Beni, Irmak Labalığı, Şişbelek

AL: Kelaynak figürlü hediyelik eşyalar. Fıstık

GİT: Gaziantep, Şanlıurfa yolu üzerindedir. Karayolu ile gidilir. Gaziantep’e havayolu ile gidilerek geçilebilir.

HASAN MAHİR/
www.hasanmahir.com

Tags: , , ,

Leave a Reply