Üsküp; Gündüz Müslüman Gece Hıristiyan Şehir


Semboller savaşının devam ettiği en güzel cephelerden biridir Üsküp. İkiye bölünmüş kalbin bir yanı beş yüzyıl Osmanlı ve İslam yaşanmışlığının zarif, ince ve bir o kadar mütevazi mimari izlerini taşıyor. Diğer yanına baktığımız zaman ise  üstünlüğün kendinde olduğunu vurgulamak için Romanın gotik mimarisi ile yapılmış abartılı binalar, heykeller ve dağın tepesine dikilmiş haç duruyor. Birbiri içine geçmiş eserler ise iki ayrı inanç kimliğinin ortak yaşanmışlıklarının sembollü olmuş durumda.

Balkanların ikiye bölünmüş bu kırılgan coğrafyasında şehrin Müslüman kimliği gündüz, Hıristiyan kimliği ise gece ön plana çıkıyor. Bu sebeple Üsküp’e  gündüz Müslüman, gece Hıristiyan şehir diyebiliriz.

Balkanların göbeği denilecek konumda olması sebebi ile Üsküp savaşların kavgaların şehri olmuştur. Bölgede yapılan kazılara bakıldığında MÖ 4 binli yıllara kadar uzanan bir tarihe sahiptir. Üsküp Vadisi’nde yaşayan  ilk insanlar  Triballiler olarak tespit edilmiştir. Bölgede; Dardaniler, Romalılar, Bulgarlar, Sırplar Osmanlılar hüküm sürmüştür. Osmanlının yıkılması ile beraber 1944 yılında şehir, yeni kurulan Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin çatısı altında, özerk Makedonya cumhuriyetinin başkenti olmuştur. 1991 yılında kurulan bağımsız Makedonya şehrinin başkenti olmuştur. Bugün Makedonca Skopje (Скопје) olarak adlandırılmaktadır.

Biz turumuza Üsküp Kalesi’nin eteklerinde bulunan Mustafa Paşa Camii’den başlıyoruz. Üsküp’te bulunan Osmanlı eserleri, camiler, medreseler, konaklar, hamamlar da kırmızı tuğla ve taş yapı malzemeleri olarak kullanılmış.Mustafa Paşa camii’nin avlusundan Müslüman mahalleler ve eski çarşı ve yükselen minarelere baktığımız zaman Anadolu’da herhangi bir şehir tablosuna bakıyor gibi oluyoruz.

Kendimizi eski çarşıların Arnavut taşla kaplı yollarına atıyoruz. Çarşı yolları kenarında bulunan evler iki katlı olarak inşaa edilmiş. Taş tuğla ve ahşap uyumu insanı büyülüyor. Binaların alt katları dükkan üst katları ise  ev olarak inşaa edilmiş. Bazı evlerin sokağa sarkan cumbaları sizi kendisine davet ediyor.

Eski çarşıların içerisinde göze çarpan Sultan Murat, Gazi İsa Bey camileri, Davutpaşa hamamı, Kapan, Sulu ve Kurşunlu hanları Osmanlının buraları mülk olarak gördüğüne şahadet ediyor.

Tarihi çarşıların içerisinde bulunan bir lokantada yörenin lezzetlerini tadıyoruz. Üsküp’e özgü köfte, yanında peynir eklenmiş salata terciğimiz. Ancak buğulu camların arkasında güveçte yapılmış kuru fasulyenin insanı kendine çeken cazibesine dayanamıyoruz.

İsimleri Anadolu’ya hasreti gösteren mütevazi dükkan tabelaları arasından yeniden inşaa edilen Üsküp yönüne çeviriyoruz rotamızı.

Üsküp kale surlarının büyük bir kısmı şehrin içerisinde kalmış. Surlarda yürümek eski zaman naralarını ötelerden duyabiliyorsunuz. Surlar eski ile yeni şehir arasına zaman zaman set çekmiş.

Üsküp çok etnik kimliği sebebi ile ortak bir tarih bilinci oluşmamış. Üsküp’te ki Osmanlı eserlerinin baskınlığı minarelerin şehri İslam diyarı göstermesi batı devletlerinin dikkatinden kaçmamış.

Güneşin secdeye eğildiği saatlerde yeni inşaa edilen modern  antik şehre varıyoruz. Kendimizi bir anda medeniyetler savaşının ortasında buluyoruz.

Batılılar Makedon yönetimine şehrin kimliğini değiştirmek için büyük maddi destek vermişler. Büyük İskender’i milli kahraman yapmak için Vardar nehrinin kanarında halkın itirazlarına rağmen 2014 yılından itibaren modern antik şehir kuruyorlar.

Vardar nehri üzerinde bulunan Fatih Sultan Mehmet köprüsünün (Taş köprü) üzerinde etrafımıza döndüğümüzde kuşatılmışlık hissine kapılıyoruz.  Vardar nehrinin üzerinde inci gerdan gibi duruşu ile tarihe meydan okuyan taş  köprü çevresine sembolik eserler yapılmış

Gösterişli yüksek heykeller, ne amaçla kullanacaklarını bilmedikleri yüksek binalar , üzeri heykeller ile dolu alternatif köprüler medeniyet savaşının meydan muharebe alanı gibi.

Çalışmalar Londra’da bulunan Thames Nehri  ve çevresini modelleyerek küçük bir Londra kurma gayretine dönüşmüş. Şehre bu amaçla Londra’nın simgesi iki katlı kırmızı belediye otobüsleri  bile getirilmiş.

Şehrin hemen her yerinden görülen Vodno dağındaki Milenyum Haçı ise Hıristiyan kimliğinin dayatılması olarak görülüyor. Minarelerden daha yüksek olsun diye dikilen Milenyum Haçı’nın gökteki hilale gölgesinde kalması ise burada semboller savaşının ne derece  önemli olduğunu gösteriyor.

Halkın işsizlik ve geçim sıkıntısı olmasına rağmen bu yeni kimlik inşaa etme işine ne kadar para harcandığı ise bilinmiyor.

Osmanlının mütevazi eski zaman mahallerinden yeni  inşaa edilen bu  modern antik çağa bir kaç adımda geçmek ağustosta tipiye tutulmak gibi bizi şaşkına çeviriyor.

Gündüzleri Müslüman şehri olan Üsküp’te; akşam ezanları beraber ışık senfonisi başlıyor. Vardar nehrinin çevresinde soğuk beton binalar, heykel yüklü köprüler ve Üsküp meydanı ışık ile bir büyülü Hıristiyan antik şehrine dönüşüyor.  Ezan sesleri , çan sesleri Vardar nehrinin derinliklerinde akıp gidiyor zamana ve ötekine inat. Kim ebe, kim sobe bilmesek de hilal ve haçın semboller savaşı gece oynanan saklambaca benziyor.

Üsküplülerin dışında; geceleri Üsküp’te oynanan bu saklambaç oyunu güneş doğana kadar her gün devam ediyor.

 

GÖR: Eski Tren İstasyonu, Makedonya Mücadele Müzesi, İshak Bey Cami, Arkeoloji Müzesi, Saat Kulesi, Bey (Fuedal) Kulesi, Makedonya Takı,  İsa Bey Cami, Murat Paşa Cami, Çifte Hamam, Kurşunlu Han, Sulu Han, Kapan Han, Davut Paşa Hamamı, Mustafa Paşa Camii, Üsküp Kalesi, Taş Köprü, Makedonya Meydanı, Bitpazarı,  Başçarşı

TAT: Ispanaklı börek, Parmak Köfte, Kuru et, Kaymaçina, Siyah erikli yahni, Makedon salatası, Güveçte kuru fasulye, Yoğurtlu biber turşusu

AL:Makedonya ve Üsküp’ün simgesi olan figürlü magnetler, penyeler, kupalar kuru et, bal, peynir, kırmızıbiber, kuru fasulye, yöresel baharatlar, Uzun sucukalar

GİT: Türkiye’den uçak seferleri vardır. Otobüs ile gitmek mümkün. Çok sayıda Türk firması tur düzenliyor. Trenle de gidilebilir.

Leave a Reply