Uzungöl Kısa Hayat

uzungol8Kartpostallara yansımış bir düş fotoğrafıydı yoluna düşmeden önce. Belgesellere yansıyan kısa bir hayaldi. Bazen gidip görenlerin anlatımı ile bir masal diyarı. Anlatılanı dinlemekle, görmek arasındaki farkı yaşamak için Uzungöl’ün yüreğine kısada olsa bir yolculuk yaptık. Suya düşmüş bir minare sülüetinin düşüne takıldık bir rüya yolunda.

Of’un sisli sabahını dağıtırken güneş, çay bahçelerinin üzerine düşerken ışığın yansıması, erkenden çay kesmeye çıkmış kadınların gayreti ile uyandık Of’ta. Güzel bir kahvaltının arkasından yeşilin her tonuna boyanmış manzaranın seyrine dalarak Uzungöl’ün yoluna düştük. Yol mu bizi içine çekiyordu biz mi yolun içine dalıyorduk bunu anlamak manzaraya dalınca zorlaşıyor.

Karadeniz’e paralel uzanan dağların, geçit vermez yükseklikleri arasına sığınmış suların ve vadilerin derinliğinde aralanmış yola sapıverdik Çaykara’dan. Yol boyunca yeşile boyanmış dağlar tepeler, çay bahçeleri ve suların şırıltısı ile kartpostallardan kaçmış birbirinden güzel estanteneler izledi bizi.

uzungol6Yer yer heyelandan uçmuş yolları geçtikten sonra Uzungöl’e vardık. Dağların arasına sıkışmış yeşillerin kuşattığı bir küçük mavicik göl karşıladı bizi.

Anlatıldığına göre Haldizen deresinin önünü kapayan heyelan neticesinde su birikintisi büyüyerek göl oluşmasına sebep olmuş. Anlayacağınız doğanın felaketi bir güzelliğe dönüşmüş. Hayatta aslında böyle sürprizlerle karşılıyor bazen bizi. Bazen üzerimize gelen bir felaket neticesinde ümitsizliğe kapılıp sonucu beklemeden homurdanıyoruz. Az sabredince o felaketin bize yeni bir kapı araladığını, bizi yeni başlangıçlara çağırdığını anlayabiliyoruz. Uzungöl’ün güzelliğini görünce iyi ki heyelan olmuş diyesi geliyor insanın.

uzungol10Aracımızı park ettiğimizde gölün güzelliğinin yanına yağmur hafiften atıştırmaya başladı. Uzungöl ve Karadeniz bölgesi genelde bu şekilde yağış almakta. Sabahtan akşama kadar güneşli güne nerede ise bir yılda rastlamak mümkün görünmüyor.  Güneş denizdeki oynak balık gibi bulutların arasından bir çıkıp bir kayboluyor. Yağmurlu düşlerle yere bastığımızda naylondan yağmurluklu Uzungöl hayranlarını naylon insanlar olarak dolaştıklarına şahit oluyoruz. Özellikle fotoğraf makinesi, kamera gibi suya karşı duyarlı bir alete sahipseniz ki olmak durumundasınız (yoksa Uzungöl’de olmanın bir anlamı kalmıyor) mutlaka bir yağmurluk yâda şemsiyeye ihtiyacınız var demektir.

uzungol5Çiseleyen yağmura karşı tedbirimizi alıp derenin göl ile kucaklaştığı noktadan başlıyoruz gezimize. Ahşaptan yapılmış asma köprünün üzerinden geçerek gölün dereye göre sol yanından yürüyüşümüz başlıyor. Yağmur durunca güneş bulutların arasından saklandığı yerden başını uzatıyor. Fotoğraf için güzel bir hava oluşuyor.

Gölden bahsetmeden önce belirtmeliyim ki, güneş doğmasına rağmen dağ yamaçlarında sisler hala kalkmamış yer yer yeşil ağaçların üzerinde seyri sefer ediyor.

Göl ve vadi dağlar tarafından kuşatılmış. Dağlarda yeşilin her tonuna rastlamak mümkün. Kaya yamaçlarındaki mor dağ gülleri ise yeşilin içerisinde kendi güzelliklerini daha rahat sergiliyor. Yeşillik, dağ gülerine güzel bir fon oluşturuyor.

Göl küçük bir göl, sakin ve duru. Dağlardan kaçıp gelen yağmur ve kar suları burada dinleniyor. Arkasından tekrar yoluna devam ediyor.

Yaban ördeklerinin göldeki su ile dansı gölün güzelliğine başka bir güzellik katıyor. Güneş netleştikçe yağmurla yıkanmış dağ yeşilleri daha da parlıyor. Bu güzelim yeşil mavi gölün içerisine gölge gölge düşüyor.

Ve o muhteşem ana geliyoruz. İki minareli caminin sülüeti gölün içersinde dalgalanıyor. Uzak diyarlardaki Taç mahal aklımıza geliyor bir an.

Manzaraya daha hakim olmak için yayla giden stabilize yola çıkıyoruz. Yapay bir şelale yapılmış burada, dereden inen sularla.

Yükseldikçe göl bir başka güzelliğe bürünüyor. Dağların yüksekliği vadinin derinliği ve gölün güzelliği insanı büyülüyor.

Gölün hemen ilerisinde bulunan köy ve tarlada çalışan kadınlar dikkatimizi çekiyor. Tarlalar küçük küçük. Ahşap evlerin önünde oynayan kızlar ve yöre insanı fotoğraf makinelerini pek sevmiyor. Objektife dokunacağımız zaman yüzler çevriliyor başka yöne.

Bu yöre de tarla işlerine genelde kadınlar bakıyor. Erkekler daha çok mühim işlerle uğraşıyorlarmış. Akşama kadar kahvede oturan erkekler odun kesmek gibi zor işler dışında başka işe karışmazmış.

uzungol8Göl kenarında bir tur attığımızda vaktin iyiden iyiye ilerlemiş olduğunu görüyoruz. Bol oksijen kahvaltıyı çoktan eritmiş. Öğle yemeğini yemek için tesislerden birisine gidiyoruz. Buranın en güzel yemeği alabalık. Ve birde fırında köfte var.

Yemekten sonra yeşilin ve su senin derinliğine dalarak çayımızı yudumlamak için oturduğumuzda yağmur bastırıyor.

Hafif ıslandık, birazda üşüdük. Yağmur hızlandı. Yağmurun yağışına bıraktık kendimizi, bir sıcak çayın sıcaklığında. Uzungöl’ün güzelliğine daldık uzun, uzun.

Tags: , , , , ,

3 Responses to “Uzungöl Kısa Hayat”

  1. filiz diyor ki:

    Bir göle bu kadar heyecan duymak çok hoş,oysa sınırı belli ,yapacağı işler belli yerlerden uzaklaşmak gerektiği öğretiliyor sanmıştım..Bir göle aşk bu kadar güzel anlatılabilinirdi.Sadece düşündüğüm ,gündüz bu kadar güzel olan yeşillikler, neden gece olunca o kadar da korkunç görünürler.

  2. ayhan diyor ki:

    Siteniz oldukça güzel emekleriniz bosa gitmemis basarilarinizin devamini diliyorum

  3. tugcesultan diyor ki:

    Gece ağaçlar konuşur,sular konuşur.Gece korkunç değildir yeşillikler.Sadece gerçektir.Gün ışığında bir manzaraya baktığımızda biz içimizde olanı görürüz.Gece onlar kendilerini anlatır.Farklı olduğu için heybetli ve ürkütücü gelebilir.Sadece farklıdır farklı dil kullanır.
    O yapay şelalenin altından geçtiği bungalowda kalmıştım.Dereciğin sesiyle uyumak harikaydı.Kimbilir neler dedi ben anlıyamadım-:(
    Gecenin sessizliğinde göl kenarında oturacağım,kendimi dinleyeceğim,gölü dinleyeceğim hayaliyle Uzungöl’e gitmiştim.Ne yazikki çevre düzenlemesi eksikti.Ne ışıklandırma yapmışlardı ne de oturacak bir bank koymuşlardı.
    Havasının temizliği insanların yüregini de temizlemiş.Çaykara’nın diğer yerleşim birimleriyle ulaşımı belli saatlerde kalkan otobüslerle sağlanıyor.En son dönen araç 19:30 da.Ona binmek için önceden rezervasyon yaptırıp işi sağlama almak gerekiyor.Yoksa yer kalmayıp gurbet elde ortada kalakalmak ihtimali kuvvetli.Daha ilk günler akşam saati otobüse biniyoruz akşam ezanı okunuyor şöför dakika kaybetmeden aracı bir camiinin önüne parkediyor.Mola.Yolculardan kimi inip sigara içiyor kimi lavaboya kimi namaza…bende (saf)içimden seviniyorum şansa bak diyorum namazı otobüste oturduğum yerde kılmak zorunda kalmayacağım.
    Mola öyle üç beş dakika değil.yirmi dakikadan fazla.Koşturmaca filan yok.
    Her camiide hanımlara abtes almaları için özel yerler yapılmış.Temiz,geniş sanki evdesin.Bizim buralarda öyle yer yok.
    Bir ,üç,beş derken hep aynı merasim.Ezan okunuyor şöför aracı bir camiinin önüne parkediyor.Cami diyorsam ortada sadece camii var etrafta görünen bir tane bile ev yok.Yolculuk ederken başınızı kaldırıp dağa bakıyorsunuz tepede Yüksek minareleriyle heybetli bir camii.Etrafında köy filan yok.Sadece camiii.Öyle bir yamaç ki öğlen ezanı okunduğunda tırmanmaya başlasam ikindi namazımı ancak kılarım (nefesim kalırsa).Enterasan yer.
    çaykarada kadim dostlarım oldu.hal hatır sorarız.Nuriye abla kaymaklı-kuymak yapmayı öğretmişti.Çok güzel oldu dediler ama içimdeki gizli ses hatır için beyendiler diyor-:)).O yemeğin yöresel karıştırma kaşığı var.Ahşaptan yapılmış ucu gemilerin pervanesine benziyor.Şık bişey.Eh bende isterim diye tutturdum tabii.Göl boyunda sıralanmış dükkanların hepsinde aradık bulduk ama Nuriye abla hiçbirini beyenmedi.Kaba yapılmışlarmış.Uutmamış bir sene sonra bizi ziyarete geldiklerinde birçok yöresel hediyenin yanında kuymak kaşığınıda getirmişti.Benim için çok kıymetli.

Leave a Reply