Gaziantep’te Kar Düşleri

karantepHer kış, yeniden yağar, taze bir kar

Her kış, taze bir ölüyü alır mezar

Kimimize umuttur gelecek bahar

Kimimize tabuttur taze bir kar

 

Bir avuç taze kar düşer Maarif kavşağında ki heykelin gölgesine, geceleyin. Bir serseri beyazdır, sonrasında bütün şehri kaplayan inceden ince. Parkların yeşil döşemesi yerini yavaş yavaş karın beyazlığına bırakır. Parklar da yapraklarını dökmeden, kara yakalanan ağaçlar bir gelin gibi  başını öne eğer. Bazıları dayanamaz karın ağırlığına, sığırcık kuşlarının, serçelerin yuvaları ile beraber yıkılır boydan boya öylece. Bazen bir kefendir kar, bazen kardelene umut Gaziantep caddelerinde.

 

Ulu caminin böğründen akan Alleben’in suları biraz daha çoğalır. Allaben boyunca uzanan parklardaki cıvıl cıvıl insanlar biraz daha azalır. Lise kaçkını birkaç şaşkın aşıkta olmasa yalnızlaşır bütün bütün park bankları.  Alleben’e su içmek için inen kuşların cesaretleri, açlık ve susuzluktan dolayı biraz daha artar. Biraz daha yaklaşır kuşlar insanlara, insanlar biraz daha uzaklaşır kuşlardan.

 

Kar eski Antep evlerinin çatılarına tanıdık dost gibi yaklaşır. Daracık sokaklardaki küçük ayak izleri, fırınlardan küncünü ekmek almaya giden çocukların ayak izleridir. Alışkanlıktan mı, yoksulluktan mı bilinmez, ayaklarında yazdan kalma terlikler vardır, çocukların, kadınların.

 

Kar biraz daha acımasız düşer yoksul semtlerdeki evlerin bacalarına. Kuru bir öksürük sesi çöplükten toplanan ateşin dumanın da boğulur. Bulgur aşı biraz daha tatlı gelir kaşıklara. Yorganlar biraz daha vefalıdır. Elektrik kesintilerinde, mum ışığının yorgunluğunda duvara yaslanarak uyur solgun gölgeler. Karşıyaka’nın, Yukarıbayır’ın, Düztepe’nin yokuşlarında ilerleyemez halk otobüsleri.

 

Halk otobüslerinin bedavacı çocukları, ayakkabı boyacıları, Mendil satıcıları, çiklet satıcıları çarşıya inemezler. Onların yerine büyükler köşe başlarında şemsiye satarlar bayanlara, bayanlara.

 

Kar Gazilere, Mütercim asıma, Gazi Muhtar Paşa’nın vitrinlerine kışlık elbiseler getirir. Üşümüş ayaklar, yönlerini kışlıklarını almak için bu caddelere çevirir. Kış toplumdaki sınıf farklılıklarının belirginleşmesinin de bir göstergesidir. Yaz aylarında bir tişörtle geçiştirilir, aylar, mevsimler. Kışın kimi, paltosuna kürküne bürünür, kimi yazdan kalma tişörtlerle dolaşır. Kar fukaralığımızı, yoksulluğumuzu, duyarsızlığımızı yüzümüze vurur, tüm çıplaklığı ile.

 

Kar kahvehanelere biraz daha dost getirir, biraz daha duman, isli tavanlara. Çaylar tazelendikçe muhabbetler koyulaşır. Nostaljik nargile evlerinde, nargileler yüreklere çekilir. Kuşçular, kuş pazarını kahvehane köşelerine taşır, güvercin beyazı muhabbet ile. Gaziantep’te kışın soğuğu zahterin tadına başka bir anlam kazandırır.

 

Kar geceleri kaldırımlarda ekmek parası peşinde koşan, “Haşlanmış Mısır” satıcılarının, “Ben Fıstık” satıcılarının, “Umru Dutu Suyu” satıcılarının, Gazilerde “Meyan Şerbeti” satancılarının sokakları terk etmesine sebep olur. Onların yerini gecenin karanlığını aydınlatan lüksleri ile  kestaneciler alır. Karın getirdiği soğuk rüzgarın esintisine, kestane kokuları karışır.

 

Karla beraber kıyma, kuşbaşı, çağırtlak kebaplarından satanlar, seyyar ocaklarını karın üzerine çıkarırlar. Özellikle Kamil Ocak stadyumunun etrafındaki kebapçıların ocaklarından yükselen et ve kömür kokusu dürüm yemeye davetiye çıkartır. Suburcu caddesinde hafta sonları kaldırma çıkartılan kebap ocaklarından yayılan et kokusu, kavurma tencerelerinden çıkan sıcak buharlar acıkma hissini artırır.

 

Kar hep hüzün getirmez şehre. Hep yokluğu çağırmaz ocaklara. Özellikle çocuklara kardan adam getirir. Futbol topunun yerini kar topu alır. Parkların salıncaklarında salınmak zor olsa da, küçük ellerde yuvarlanan karlar her devirlerinde büyür. Her büyük top üst üste konularak kardan adamlar oluşturulur. Burnuna takılan havuç bir süre aksesuarlık görevini sürdürse de bir çocuk tarafından yenir kardan adama kızılıp.

 

Kar hep hüzün getirmez şehre. Şehrin siluetine yansıtan yeni kart postal fotoğrafları bırakır. Başına  gökyüzüne kaldırmış Gaziantep kalesi telli duvaklı gelin gibi tüm heybeti ile şehri seyreder. Kesik minarelerin şerefelerine beyaz nakışlar çizer.  Toprağa atılan tohumlara su olur, can olur.

 

Kar hep hüzün getirmez şehre. Diğer doğu illeri gibi damdan dama atlarken kediler donmaz. Saçaklıklarından metrelerce buz sarkmaz örneğin. Buz tutmaz fazlaca kaldırımlar, yollar. Tatlı beyaz bir şaka gibi gelip gider öylece.

 

Kar hep hüzün getirmez şehre. Ta balkanlardan kalkıp gelir, balkonlarımıza konar. Yaz aylarında çöpe attığımız yemekler, ekmekler, kış aylarında yaban kuşları için balkonlara bırakılır. Kuşlara ekmek olur, su olur sevgi olur verdiklerimiz.

 

Kar hep hüzün getirmez şehre. Elektrikler kesilince, dedelerin ninelerin yüreklerinde sakladığı masallar, öyküler, savaş anıları tespih taneleri gibi dizilir peş peşe. Patlamış mısırların çıtırtıları arasında Şahibey’in Köprü başında gösterdiği kahramanlık gurur verir büyüklere. Şehitkamil’in küçük elleri ile attığı taş kıvılcım kıvılcım tarih ateşi yakar çocukların kalbinde.

 

Kar hep hüzün getirmez şehre. Sokak lambalarının sarı ışıkları altında aheste aheste salınan kar taneleri, şiir getirir şairlerin yüreklerine. Yazarların romanlarına, hikayelerine sayfa aralarına kar aşkları düşürür. Aşıkların sazlarının teline karlı türküler takılır.

 

Her taze kar yağdığında bir başka olur Gaziantep. Bir başka güzelleşir caddeler, sokaklar. Bir başka anlam kazanır hayat. Bir başka beklenir bahar.

Tags: , , ,

Leave a Reply