Saat Tamircisi

Sabah namazının hemen çıkışında dükkânının kapısını
açtı Abbas Usta. Tik tak, tik tak, tik tak korusu karşıladı kendisini.
Ustalarını görmenin mutluluğunu yaşıyordu sanki saatler. Tik tak sesi Abbas
ustaya mutluluk veren dünyanın en güzel sesiydi.

Her sabah olduğu gibi dükkânın vitrinindeki altın
kaplamalı köstekli saati çıkardı. Kurmak için zembereği çevirdi. Saat
çalışmadı. Ne yelkovanda nede akrepte bir hayat belirtisi vardı.

Alnına doğru inmiş maviye çalan takkesi geriye doğru
çekti. Alnındaki kalın çizgiler daha da belirginleşti. “İçinden iş başa düştü,
ameliyat vakit” diye geçirdi.

Yaşlılık ve hastalıktan dolayı elleri titriyordu. Üç
dört yıldır saat tamiri yapamamasına rağmen her sabah namazı dükkânını açar
ikindi vakti de kapatır giderdi.

Önlüğünü giydi, aletlerini çıkardı,  tamir masasına oturdu. Epeydir kullanılmadığı
için tamir merceği tozlanmıştı. Merceğinin tozunu özenle sildi sağ gözüne
taktı. Altın kaplamalı üzeri ceylan işlemeli köstekli saati ameliyat masasına
yatırır gibi masanın üzerine yatırdı. Zinciri hala parıl parıl parlıyordu. Tornavida
ile kapağını açtı. Uzun uzun mekanizmaya baktı. Zembereğin yanındaki çok küçük
bir parçanın yerinden ayrıldığını fark etti. En küçük tornavida ile oraya
girmek istese de olmadı. Bütün mekanizmayı sökmesi gerekiyordu. Önce buna
cesaret edemedi. Ama ya sahibi gelirde isterse diye düşündü. Altı yıldır
gelmeyen adam bugün gelir miydi? Gelir mi, gelirdi. “Altı yıldır bir saati
tamir edemedin mi” derse ne yaparım diye mırıldandı.

Saatin mekanizmasını yavaş yavaş tümden söktü. Düşen
parçayı yerine taktı. Sonra özenle her parçayı kendi yerine takmaya başladı.
Öylesine dalmıştı ki ne dükkândaki tik taklar, ne dışardan geçen seyyar satıcı
naralarını duyuyordu. Mekanizmayı bitirmiş son bir hamlesi kalmıştı. Dükkânın
kapısının gıcırdayarak aralanmasını bile fark etmedi.

“Amca saat kaç?”

Abbas ustanın elindeki torna vida bir anda kayı
verdi. Saatin mekanizması bir anda yeniden dağıldı. Yavaşça başını kaldır.
Kimdi bu densiz bu kadar emeği mahvetmişti. Karşısında yedi sekiz yaşlarında
Yusuf yüzlü masum bir çocuk duruyordu.

Çocuk yaşlı adamı kızdırdığının farkına vardı. Biraz
üzüldü, biraz korktu. Yaşlı tamircinin gözündeki tamir merceği ile çizgi
filmlerdeki korsanlara benzediğini düşündü. İçinden gülmek geldi. Ama yaşlı
amcanın yüzündeki kızgın ifade buna müsaade etmedi.

-
Sen okula gitmiyor musun çocuk?

-
Gidiyorum amca.

-
Sana saatleri öğretmediler mi?

-
Öğrettiler

-
O zaman ne diye soruyorsun? Kendin bak
saate.

-
Baktım ama…

-
Ama ne?

-
Burada onlarca saat var kimisi biri,
kimisi üçü, kimisi yarımı gösteriyor. Baksana birçoğu da durmuş. Hangi saat
doğruyu gösteriyor nereden bileyim.

Abbas ustanın yüzündeki
kızgınlık bir anda geçti. Dükkânda ki saatlerin hepsine bir göz attı. Çocuk
haklı idi. Gülümsedi.

-
Haklısın galiba. Her saat ayrı bir
zamanı gösteriyor evlat. Gel bakalım hangi saat sahici onu bulalım. Adın ne
senin?

-
Ahmet can

-
Güzel isimmiş

-
Öyledir.

Çocuk Abbas ustanın yanına yaklaştı. Masanın
üzerindeki dağılmış zembereği görünce üzüldü.

-
Kusura bakmayın. Zannederim bir çuval
inciri berbat ettim. Saatiniz dağılmış.
Benim yüzümden herhalde.

-
Sorun değil evlat. Bunu yapmak benim
için eskiden çok kolaydı. Ama yaşlandım üç dört yıldır saat tamir etmeyi
bıraktım artık. Şu meret çalışmıyor, naz yapıyor. Dayanamam onun nazına. O
sebeple oturdum tezgâhın başına. Yoksa bizden geçti.

-
Güzel saatmiş

-
Öyledir.

-
Arızalıları tamir etmiyorsunuz, gördüğüm
kadarı ile yeni saate satmıyorsunuz. Neden açıyorsunuz bu dükkânı?

-
Tespitin doğru evlat. Her insan gibi
bende emanetçiyim. Burada onlarca saat var. Sahipleri tamir etmem için bıraktılar.
Kimisi unuttu, kimisi tamire vereceği para ile yenisini aldı. Kimisi gelemedi
belki. Müşteriler ola ki bıraktıkları saati almak için gelirde, beni bulamazsa,
saatlerde arızalı olursa emanet üzerimde kalır diye korkuyorum.  Bu sebeple her sabah namazı dükkânımı açar,
ikindi vakti de kapatırım.

-
Çok ilginç. Kaç yıllık saatler kimindir
nereden bileceksiniz?

-
Haklısın. Ama hepsinin üzerinde isimleri
yazar. Mesela şu karşıda duran duvar saatini otuz yıl önce  Hasan diye bir memur bıraktı. Bir daha
gelemdi. Şu ilerdeki masa saatini on yedi yıl önce bir genç kız getirmişti. Oda
gelmedi. Hepsinin üzerinde isimleri yazılıdır. Bak bu ameliyata aldığım altın
kaplamalı köstekli saati altı yıl önce genç bir subay tamire vermişti. Kurtuluş
savaşında şehit olan dedesinden yadigâr kaldığını söylemişti.  Tamir parasını da fazlası ile peşin vermişti.
Mutlaka gelip alacağım demişti ama bir daha geri gelmedi. Sahibi görüp alsın
diye her gün zembereğini kurup vitrine koyuyordum. Bugünde çalışmadı. Çok
meraklısı geldi iyi paralar verdiler ama emanet olduğu için vermedim.

Çocuk köstekli saati çok merak ediyordu. Gerçekten
yeniden çalışacak mıydı? “Siz saati tamir ederken sizi izleyebilir miyim diye
sordu Abbas Ustaya. Abbas usta çocuğun yanına oturmasını söyledi. Epey zaman
sonra.

-
Oh sonunda bitti evlat.

-
Çalışacak mı yeniden?

-
Saatler tekke gibidir. Şu yelkovanla
zemberek sema eden dervişlere benzerler. Sürekli huşu içinde döner dururlar.
Durmuşlarsa hastadırlar iyileşmeleri için bir mürşide giderler. Ölmemişlerse
mürşidin dizinin dibinde yeniden raks etmeye başlarlar.

-
Çok merak ediyorum. Çalışacak inşallah.

-
Zembereği çevirelim. Bakalım çalışacak
mı? Bende merak ediyorum. Haydi, be kuzum göster kendi. Mahcup etme yaşlı
amcanı.

Tik
tak, tik tak tik tak…

-
Ne oldu çalıştı mı?

-
Sonunda çalıştı evlat. Saati ayarlayalım
da bu bari zamanı doğru göstersin. Yeleğinin cebinden kendi köstekli saatini
çıkardı. Ohooo vakit öğleyi geçmiş. Sen saati sormuştun değil mi? Saat bir
çeyrek.

(Gülüştüler)

-
Vakit bayağı geçmiş ben geç kaldım amca
çıkmalıyım. Annem merak eder.

Yaşlı adam çocuğun
gözlerine iyice baktı. Gözler sanki bir yerlerden görmüş gibiydi.

-
Adın neydi evlat senin?

-
Ahmet Can Berk

Abbas usta beyninde
berk kelimesi yankılanmaya başladı. Berk berk berk…

-
Baban ne iş yapar evlat.

Çocuk
bir an sustu. Sonra yutkundu.

-
Babam subaydı amca ben iki yaşındayken, altı
yıl önce şehit düştü.

-
Adı Mehmet Berk miydi?

-
Siz nereden biliyorsunuz?

Yaşlı usta elindeki
köstekli saatin arkasını çevirdi. Çocuk gözlerine inanamadı. Arkada babasının
ismi yazıyordu. Yaşlı usta çocuğun sağ elini avucunun içine aldı. Çocuğun
avucunun içine doğru saati bıraktı. Heyecandan eli titriyordu. Derin bir nefes
aldı. Emaneti sahibine teslim etmekte nasipmiş sana şükür diye mırıldandı. Önce
derin bir sessizlik,  sonra hüzünlü bir
melodi sardı dükkânı Tik tak, tik tak

One Response to “Saat Tamircisi”

  1. Cemal diyor ki:

    Çok güzel bir yazı tebrikler.

Leave a Reply