Masal Ülkesi

Küçük bir kasabada sarı saçlı mavi gözlü küçük bir kız
yaşardı. Anne ve babasını kaybetmiş ninesinin yanında kalırdı. Yoksulluklarına
rağmen mutlu bir hayat sürmekteydiler. Maddi olarak çok şeyleri olmasa da
birbirlerini sonsuza kadar yaşatacak sevgileri vardı. Küçük kız adı Ayşegül
olmasına rağmen etrafına dağıttığı gülücüklerden dolayı ona Gülperi derlerdi.
Gülperi ninesinden masal dinlemeyi severdi. Bol bol masal kitapları okurdu.
Masallarda geçen yerleri merak ederdi. Masal kahramanları ile tanışmak isterdi.
Bu isteğini ninesi ile çok defa paylaşmış. Ninesi de “neden olmasın, bir gün
masal kahramanlarının yaşadığı masallar ülkesine gidebilirsin” derdi. Nasıl
gideceğini ise bir türlü söylemezdi.

Gülperi kitaplığından bir masal kitabını almış sayfaları
arasında dalıp gitmişti. Yine içinden masallar ülkesine gitmek geçti. “Keşke
oraya gidebilsem.”

Bir anda odasının kapısı açıldı içeriye aksakallı bir dede
girdi. Gözleri gök kadar mavi, saçları kar kadar beyaz, elleri pamuk kadar
yumuşaktı. Gülümseyerek;

-
Hey güzel güzeli Gülperi! Masallar ülkesine çok
mu gitmek istiyorsun?

-
Evet,
Evet, hem de çok. Ama sen nereden biliyorsun benim Masallar ülkesine
gitmek istediğimi?

-
Ben bilirim. Benim işim bu. Darda kalanın, yolda
kaybolanın,  kavuşmak isteyenin imdadına
Hızır gibi yetişirim.

-
Çok iyi biriymişsin. O zaman beni Masallar
ülkesine götürsene.

-
Ben sana nasıl gideceğini tarif edeyim. Sen
gerisini kendin başar.

-
Nasıl olacak bu?

-
Masallar ülkesi Kaf dağının arkasında. Bütün
masal kahramanları orada yaşarlar.  Oraya
sadece Anka kuşu ile gidebilirsin.

-
Çok güzel. Ama o Anka kuşunu nasıl bulacağım.

-
Ben sana bir tekerleme öğreteceğim. Onu söyleyip
ellerini birbirine vuracaksın. Anka kuşu o zaman gelir.


style="display:block"
data-ad-client="ca-pub-8161168489897369"
data-ad-slot="6983672185"
data-ad-format="auto">

-
Çok kolaymış. Tekerlemeyi üç kere söyleme hakkın
var. Üç kerede söyleyemezsen Anka kuşu bir daha yanına gelmez.

-
Söyle o zaman tekerlemeyi.

-
İyi dinle bir daha tekrarlamam.

Masal Masal içinde

Ben masal içinde

Masalı çok severim

Masal benim içimde

 

Tekerleme yeni bitmişti ki aksakallı dede
ortalıktan kayboldu. Gülün kalbi hızlı hızlı çarpıyordu. Bir an önce masal
ülkesine gitmek istiyordu. Hemen tekerlemeyi söylemeye başladı.

Pasta pasta içinde

Ben pasta içinde

Pastayı çok severim

Masa üstünde

Ellerini çırptı. Anka kuşu gelmedi. “Ne
yaptım galiba yanlış söyledim” dedi. Acele ile yeniden doğrusunu söylemeye
başladı.

Kasa kasa içinde

Cin var kasa içinde

Masalı çok severim

Masal benim evimde

 

Tekerlemeyi bitirdi. Bu kez kesin doğru
oldu dedi. Ellerini bir daha çırptı. Anka kuşu yine ortaya çıkmadı. Bu kez de
tekerlemeyi yanlış söylemişti anlaşılan. Derin bir nefes aldı. Heyecanını
yatıştırdı. Bu son hakkı idi. Bunu da yanlış söylerse bir daha Masallar
Ülkesine gidemeyecekti. Önce bir dua etti. Sonra da tekerlemeyi söyledi.

Masal Masal içinde

Ben masal içinde

Masalı çok severim

Masal benim içimde

Elini çırpmaya korkuyordu. Ya yine yanlış
söylemişsem diye endişe ediyordu. Bütün cesaretini topladı. Ellerini çırptı.
Her yan bir anda ışık oldu. Kanat sesleri geldi. Sonrada bir kuş göründü. Kuşun
gözleri zümrüt, tüyleri yakut, ayakları elmastandı. Kanadının biri güneşte
diğeri aydaydı.

-
Dile benden ne dilersen ey güller perisi.

-
Sen Anka kuşu musun?

-
İyi bildin.

-
Beni Kaf dağının arkasında ki masallar ülkesine
götürebilir misin?

-
Benim işim bu güzel kız. Haydi, bin sırtıma.

Gülperi Anka kuşunun üzerine bindi.

Uçtular gökyüzüne

 

Az gittiler

Uz gittiler

Bir sıcak

Bir buz gittiler

 

Gök yarıldı

Yer darıldı

 

Bulutlar üstünde koştular

Güneşte tutuştular

 

Ayda okyanus kadar su içtiler

Yıldızlarda bir damla attılar

 

Kaf dağına aştılar

Masallar ülkesine ulaştılar.

 

Gülperi Masallar ülkesini görünce gözlerine
inanamadı. Ormanlar yok olmuş, Sular kirlenmiş. Bağlar bahçeler gazel olmuştu. Ortalıkta
Kralların yaşadığı saraylar, Prensesle prensin evlendiği balo salonları, Cadıların
yaşadığı Şatolar yoktu.

Anka kuşu “benden buraya kadar, artık
gerisini sen gezeceksin” dedi.

Anka kuşu ile Gülper’i vedalaştılar.

Gülperi Masal ülkesinde masal kahramanlarının
yaşadığı masal vadisini şöyle bir süzdü. İlerde pamuk tarlasında çalışan
birilerini gördü. Masal kahramanlarını sormak için onların yanına yaklaştı.

-
Merhabalar kolay gelsin.

-
Sağ ol

-
Aaa sen pamuk prenses değil misin?

-
Eskiden öyleydim. Şimdi pamuk topluyorum.

-
Senin ne işin var burada. Sen prensle evlenmemiş
miydin? Kraliçe olman gerekiyordu. Sarayda yaşamalıydın.

-
Haklısın yabancı kız. Prensle evlenmiştim. Prens
kral olunca halk ayaklandı.  Demokrasi
istiyoruz dediler. Kralı alaşağı ettiler. Başlarına kendi seçtikleri kralları
getirdiler. Bizi de sürdüler buralara. Hayatta kalmak için Pamuk topluyoruz.

-
Prens nerde?

-
Öleli çok oldu? Yedi cüce ile kaldım kadın
başıma.

-
Yedi cüceler görünmüyor ortalıkta onlara ne
oldu?

-
Pamukların arasında pamuk topluyorlar.
Yavrucuklarım okula da gidemediler.

-
Çok üzüldüm pamuk prenses.

-
Üzülme
güzel kız hayat böyle inişli çıkışlı.

-
Diğer masal kahramanlarını nerede bulabilirim?

-
Vadideki yolu takip et. İlerde istasyon var.
Oradan metroya bin Masal şehrinde onları görürsün.

-
Teşekkür ederim.

Gülperi onları pamuk tarlasında bıraktı.
Gözleri iyice dolmuştu. Bir damla gözyaşı düştü toprağa. Metroya bindi. Masal
Şehrinin merkezindeki istasyonda indi.

 

 

 

 

Gülperi metrodan inip sokağa adımını yeni
atmıştı ki Çizmeli kediyi gördü. Çöp kutusunu eşeliyordu. Gülperi yanına yaklaştı.

-
Hey Çizmeli Kedi ne yapıyorsun çöp kutusunun
içinde?

-
Ne olsun küçük kız karnımı doyurmaya
çalışıyorum.

-
Hem sen kimsin bakayım?

-
Ben Gülperi seni seven çocukların ülkesinden
geliyorum.

-
İyi hoş geldin.

-
Sen ne güzel yerlerde yaşardın nasıl düştün bu sokağa?

-
Nasıl olsun. Çizmelerim vardı. Keyfim yerinde
idi. Bir gün zengin bir aile aldı beni yanına. Çizmelerimi çıkartılar. Güzel
bir botlar, renkli renkli ayakkabılar aldılar. Seviniyordum. Sıcak bir yuvam,
sıcak aşım, dertsiz başım vardı.

-
Ne oldu sonra? Sokağa nasıl düştün?

-
Herkes gibi bende yaşlandım. Tüylerim dökülmeye
başladı. Evi kirletiyorum diye beni kapı önüne koydular. İşte durum bundan
ibaret.  Karnımı doyurmak için çöp
kutularını eşeleyip duruyorum.

-
Çizmelerine ne odu?

-
Sahibim bot alınca onları çöpe atmıştım.

-
Üzüldüm çizmeli kedi kardeş.

-
Üzülecek bir şey yok güzel kız hayat böyle
acımasız.

-
Haydi, görüşürüz çizmeli kedi kardeş.

-
Görüşürüz.

Gülperi hüzünlenmişti. Bir damla yaş
süzüldü gözlerinden. Çizmeli kedinin bu haline çok üzüldü. Yapacak bir şeyi
yoktu. Diğer masal kahramanlarını görmek için ilerledi yoluna.

 

Bir kavşağa geldiğinde ne görsün karşısında
kırmızı başlıklı kız duruyor. Yanına yaklaştı.

-
Hey kırmızı başlıklı kız ne yapıyorsun burada?

-
Sende kimsin?

-
Ben Gülperi seni çok seven çocukların ülkesinden
geliyorum.

-
İyi hoş geldin?

-
Hoş bulduk da sen ne yapıyorsun burada?

-
Ne yapalım bacım; arabası ile yoldan geçenlere
mendil satıyorum. Nafakamı çıkartmak için?

-
Ailen yok mu?

-
Sizlere ömür? Babaannemi kurt yedi. Babam öldü.
Annem başkası ile evlendi. Beni kapı dışarı etti.

-
Bari kendi kasabanda kendi ormanında yaşasaydın?
Buralarda sürüneceğine.

-
Denemedim mi sanıyorsun. Ama olmadı. Ormanın her
yanını Çakallar ele geçirdi. Kırmızı başlığımla ormana girmeyi yasakladılar.

-
Neden?

-
Yeni çıkardıkları orman kanunlarına göre ormana kırmızı
başlıkla girmek yasakmış.

-
Çok üzüldüm. İnan ki.

-
Üzülme ben alıştım. Bu hayata?

-
Haydi, görüşürüz kırmızı başlık diğer masal
kahramanlarına bir bakayım onlar ne durumda?

-
Bak bak onlarında benden bir farkı yok.

Gülperi’nin yanaklarından bir
damla daha yaş döküldü.  Dalgın dalgın
sokakta ilerlerken spor bir arabaya binmekte olan birsine rastladı. Kendisine
hiçte yabancı gelmiyordu. Bir yerden tanıyordu bu masal kahramanını ama nerden
çıkartamıyordu. Biraz daha yaklaşınca keloğlan olduğunu hatırladı.

-
Hey keloğlan dur?

-
Sende kimsin?

-
Gülperi, Gülperi ben.

-
Ne sende mi spor araba meraklısı kızlardansın?

-
Yok, canım ben seni seven çocukların ülkesinden
geliyorum.

-
Ha desene eskilerden

-
Değişmişsin ne o böyle.

-
Ne olsun güzel kız. Hayat acımasız.

-
Anlat hele ne yapar ne edersin?

-
Annem rahmetli oldu? Tuz almak için şehre indim.
Dediler padişahın kızı hasta, iyileştirene kızı verecek. İyileştirdim.
İyileştirmesine ama padişah kelim diye kızı vermedi bana.

-
Eee

-
E’si bende şehirde kaldım.  Şura senin bura benim dolaşırken iş buldum.
E-ticarete atıldım zengin oldum. Gördüğün gibi saç ektirdim.  Yakayı paçayı düzeltim. Anlayacağın bende
padişah oldum.

-
Senide kaybettik desene?

-
Öyle; ne yaparsın. Beni kızlar bekliyor gitmem
gerek.

-
Güle güle keloğlan.

-
Artık bana keloğlan demeyi bırak. Gördüğün gibi
saçım var.

-
Öyle olsun.

-
Cadının evini biliyor musun?

-
Sokaktan sola dön ilk ev.

-
Nasıldır?

-
Pek hatırlamıyorum.

Keloğlan spor arabasının gazına bastı, tozu
dumana kattı. Gülperi keloğlanı bu halde görünce yine üzüldü güzünden bir damla
yaş daha aktı. Dalgın dalgın yürürken cadının harabe evine geldi.

Ev demeye bin şahit gerekti. Kapıyı çaldı.
İçerden bir ses

-
Kapı açık gel içeri

Gülperi çekinerek içeri girdi. Etrafa
baktı. Her yanı örümcek ağları kaplamıştı.

-
Hey kimse yok mu?

-
Bizi adamdan saymıyor musun?

-
O uçan süpürge sensin ha tanıdım seni?

-
Sonunda tanıyan biri çıktı? Sen kimsin bakım?

-
Ben seni seven çocuklar ülkesinden Gülperi

-
Beni çocuklar pek sevmezdi ama neyse.

-
Ne o öyle içli içli konuşuyorsun. Anlat derdini
bilelim.

-
Anlatacak bir şey yok. Akşama kadar kapının
arkasında yatıp duruyorum. Ne arayan var, ne soran. Cadı gideli kapımı bile
çalan yok. Cadı nerde?

-
Yaşlandı artık. Pek işe yaramıyor. En son
cadılar bayramında çocukları korkutsun diye çağırdılar. Çocukların maskarası
oldu. Bıraktı cadılığı. Emekliye ayrıldı. Şimdi huzur evinde kalıyor.

-
Ha birde senin gibi Uçan halı vardı. Ondan ne
haber.

-
İçerde akşama kadar yatıyor. Gelen didenin
ayağına paspas oldu. İş yok güç yok. İnsanlar artık bir yerden bir yere
giderken uçakla gidiyor.

-
Üzüldüm halinize

-
Üzülecek bir şey yok. Etme bulma dünyası.

-
Hadi bana müsaade?

-
Yolun açık olsun yine bekleriz bizim buralara.

-
İnşallah, İnşallah…

Cadının evininden sokağa kendi
zor attı Gülperi. Gözünden bir damla yaş daha döküldü. Masal şehrinden iyice
sıkılmıştı. Akşamda olmuş. Karanlık her yanı sarmıştı.

Işıl ışıl bir avize dükkânının
önüne geldi. Vitrin göz kamaştırıyordu. Tabelaya baktı Alâeddin’in dükkânı
yazıyordu. Logosu lamba idi.

İçeriye girdi.

-
Buyurun küçük bayan ne istemiştiniz?

-
Hiç

-
Bizde hiç bulunmaz.

-
Ben Alâeddin’in arıyorum

-
Ne yapacaksın o benim.

-
Ben Gülperi sizi seven çocuklar ülkesinden
geliyorum.

-
İyi hoş geldin.

-
Hoş bulduk. Alâeddin sen ne yapıyorsun burada
böyle?  Ne oldu sihirli lamban? Anlat şu
hikâyeni.

-
Anlatacak çok şey yok. Elektrik icat oldu. Ampul
bulundu.  Lamba işe yaramadı. Cinde
lambadan çıktı gitti. İşi bıraktı. Emekliliğin tadını çıkartıyor.

-
Sen ne yapıyorsun?

-
Gördüğün gibi. Avize dükkânı açtım. Geçinip
gidiyoruz işte. Lambadan anlıyorduk. Aynı meslekte ilerledik.  Ne yapalım ekmek parası çalışmazsan ekmek
veren olmuyor.

-
Diğer masal kahramanları nasıl?

-
Hepsi masal işlerini bıraktı? Bir yol tutturdu
gidiyor işte.

-
Onları nerde bulabilirim?

-
Bu akşam konser var. Bütün Masal kahramanları
oraya gelir. Hepsini gözünle görürsün. Bende dükkânı kapatayım. Beraber gidelim
istersen.

Gülperi ve Alâeddin dışarı çıktılar. Gülperi’nin
gözlerinden bir damla yaş daha aktı. Sokağın karanlığında Alaeddin fark etmedi
bile.

Uzaktan bir müzik sesi duydular. Sesin geldiği yöne doğru
ilerlediler. Kalabalığın arasına karışmadan izlemeye koyuldular konseri.

Bütün masal
kahramanları efkârlı efkârlı çalınan müziği dinliyordu. Sahnede Bremen
mızıkacıları orkestrası vardı. Solist olarak Ağustos böceği mikrofondaydı.

 

Dağları yel aldı

Dereleri sel aldı

Eskiden masallar vardı

Şimdi hepsi geride kaldı.

 

Masallar oldu müze

Ateş düştü söze

Baharlar döndü güze

Şimdi hepsi geride kaldı.

 

Her şey, bir varmış bir yokmuş

Ekmek azmış, sevgi çokmuş

Eskiler masallar okurmuş

Şimdi hepsi geride kaldı.

 

 

Şarkı bitince alkış gelmedi konser alanından. Bir hüzün
kapladı Masal ülkesini. Gülperi Alâeddin’e sordu?

-
Ne oldu Masallar ülkesine böyle Alâeddin

-
Lambada sihir bitti Gülperi sihir bitti.

Gülperi hüngür hüngür ağlamaya
başladı. Ağladıkça damlalar çoğaldı. Önce derede sel oldu. Derken büyüde sel
dereler ırmak ırmaklar göl, göller deniz oldu. Masal ülkesindeki masal vadisi gözyaşı
suyu ile dolmaya başladı. Nuh tufanı gibi her yan su oldu.  Her yandan masal kahramanlarının çığlıkları
geliyordu. Masal kahramanları çığlık çığlığa boğuluyordu. Gülperi sesinin
çıktığı kadar bağırdı.

-İmdaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaat

Gökten üç elma düştü. Odasının
ışıkları yandı. Babaannesi Gülperi’yi kucağının arasında iyice sardı.

-
Korkma Ayşegülüm, Gülperim, bi tanem, kâbus
gördün geçti, geçti…

Gülperi ninesinin kolları
arasından kitaplığındaki masal kitaplarına baktı. Derin bir nefes aldı.
Gülümsedi. Yorulmuştu bedeni.

-
Hadi güzel perim uyu bakalım

-
Sende yanımda yatsana nine

-
Olur perim.

-
Nine?

-
Efendim güzel perim

-
Uyumadan
önce bana bir masal anlatır mısın?

Yaşlı kadın Gülperi’nin yanına
uzandı. Sarı saçlarını okşayarak başladı masal anlatmaya.

-
Bir varmış bir yokmuş…

 

 

Tags: , , , ,

Leave a Reply